Ceger.net Paylaşım Platformunuz - Sizin Siteniz...
03 Eylül 2010, 06:59:33 *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular: Görüş öneri ve şikayetleriniz için yasal iletişim adresimiz:
cegernet@gmail.com
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Shop Google Etiketleri Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: kürt coğrafyası ve kürtler  (Okunma Sayısı 1187 defa)
SHOReSHGeR
Newbie
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 76
688.00 credits

View Inventory
Send Money to SHOReSHGeR

Üyelik Bilgileri
« : 09 Eylül 2008, 01:32:43 »

KÜRT COĞRAFYASI ve KÜRTLER
GenelBilgiler:

Coğrafya, Tarih ve Kültür
COĞRAFYA
SINIRLAR:


Kürtlerin yaşadığı coğrafya Ortadoğu’nun merkezinde; geniş, hilal şeklinde bir bölgedir(1). Bu bölge Türkiye’nin doğusunun büyük bir bölümünü, kuzeybatı İran’ın hatırı sayılır bir kısmını, kuzeydoğu Irak’ı, kuzey ve kuzeydoğu Suriye’nin bir bölümünü, Ermenistan’ın güney ve güneydoğu topraklarının bir bölümünü içerir. Hilalin oyuk iç kenarının bir ucu güneybatı İskenderun Körfezi’nin batısına dayanırken, diğer ucu Luristan Dağları’nın kuzeybatı uzantısındaki Maniş Kuh’tur.
Kürt Coğrafyası’nın sınırları şöyle çizilebilir(2): İskenderun Körfezi’nin batısından başlayan sınır, Amanos’un doğu ucu ve Toros Dağı’nın otlakları boyunca kuzeydoğu yönünde, Kahramanmaraş ve Malatya’nın yanından geçerek Fırat Nehri’nin batı kıyısı boyunca kıvrılır. Kuzeye doğru ilerler ve Dersim(Tunceli) yaylalarını içine alarak Karasu’nun (Fırat Nehri’nin batısı) oluşturduğu halka boyunca doğuya döner. Buradan Karasu’nun yukarı kısımları boyunca, Erzurum’un içinden geçerek genişler. Bu noktada Kars ilinin bazı bölümlerini içine alarak kuzey-kuzeydoğu yönüne kayar, Türkiye sınırlarını geçerek Ermenistan’daki Alagöz Dağı boyunca ilerler. Ermenistan’da Nahçivan’ı içine alacak biçimde keskin bir dönüşle Erivan’ın güneyine yönelir, Koy’un doğusundan geçerek Salamas, Urmiye ve Uşnu’yu içine alacak biçimde Urmiye Gölü’nün batı kıyıları boyunca ilerler. Urmiye Gölü’nün güneyinden küçük bir açıyla doğuya yönelir; Miyandup ve Bicar’ın etrafını dolanır. Uzun Kızıl Nehir’in yukarı kısmını keserek Kangavar’a değin gider
Buradan güneybatıya doğru büyük bir yay çizerek Kirmanşah’ı içine alır ve Luristan’ın kuzey sınırındaki Maniş Kuh’ta sonlanır.

Bu noktadan sonra, hilalin iç kenarını oluşturacak şekilde kuzeybatı yönünde ilerler, Kanakin’de İran-Irak sınırının yakınından geçerek Zohab ve Mahidaş ovalarını içine alır. Kızıl Ribat yakınlarında Diyala Nehri’ni geçerek kuzey-kuzeybatıya gönelir. Kifri ve Kerkük yakınlarından geçerek Altun Köprü’de Küçük Zap’ı keser. Buradan batıya dönerek Karakoç Dağı’nı ve Erbil Yaylası’nı içine alır. Eski Kelek’te Büyük Zap’ı geçerek Duhok’a değin Maglup Dağı’nın güney ucunu takip eder ve simayl’e ulaşır. Ardından Dicle’yi kesip önce güneye sonra kuzeye yönelerek Habur yakınlarından geçer ve Sincar Dağı’nı içine alır. Daha sonra batıya yönelerek Yukarı Cezire’nin kuzeyinden geçer. Oradan Tur Abdin ve Karacadağ’ın güney yamacını izler, Türkiye-Suriye sınırı boyunca batıya doğru ilerleyerek Mardin, Şanlıurfa ve Kilis yakınlarından geçer ve İskenderun Körfezi’nin batısında son bulur.




ØFİZİKİ COĞRAFYA
Fisher, Türkiye’nin doğusundaki coğrafyanın çok az bir fiziki bütünlük arzettiğine işaret eder(3). Aynı şey Kürt Coğrafyası’nın tamamı için de söylenebilir. Kürt Coğrafyası’nın merkezinde aniden yön değiştiren sıradağlar, Dicle ve Fırat gibi büyük nehir havzaları Muş ve Hınıs gibi dağlarla çevrili ovalar, Urmiye ve Koy gibi çöküntü ovaları, yüksek Ermeni platosunu kaplayanlara benzer volkanik kayalar, Kürt Coğrafyası’ndaki büyük fiziksel çeşitliliğin ve coğrafyanın fiziksel bir bütünlük göstermediğinin kanıtı olarak kabul edilebilirler.
DAĞLAR
Kürt Coğrafyası’nın üç ***** dağ sırasından oluştuğu söylenebilir : Doğu Toroslar, İç Toroslar ve Zagroslar. Orta Toroslar’ın güneybatı-kuzeydoğu doğrultusu, Doğu ve İç toroslar’da genel olarak doğu –batı yönünde değişir. Başlangıçta birbirine paralel giden son iki dağ sınırının arasındaki mesafe sonraları gittikçe açılır. Van Gölü’nün kuzeyinde bir yay gibi kıvrılan İç Toroslar daha sonra kuzeydoğu yönünde uzanırken, gölün güneyinde hafifçe dönen Doğu Toroslar güneydoğu doğrultusunda genişler.
İç Toroslar, üzerinde çoğunlukla Kürtlerin yaşadığı Dersim(Tunceli) Dağları, heybetli Munzur Dağı ve onun doğu-batı hattındaki uzantısı Mercan Dağı ile başlar(4). Bu bölgenin kuzeydoğusuna uzanan bir hat üzerinde sırayla Bingöl, Tendürek ve Ağrı dağları yer alır. Güneydoğuya doğru ise Nemrut ve Süphan dağları ile Aladağ sıralanır. Bunların hepsi volkanik dağlardır(5).
Malatya ve Elazığ’daki dağlarda başlayan Doğu Toroslar ya da Ermeni Torosları, Van Gölü’nün güneyinde görkemli Agherov Dağı, Arnest Maleto ve Beşit Dağı ile devam eder(6). Bu noktadan sonra , güneydoğuya doğru, çok sayıda yüksek dağ, derin vadi ve kanyonun yer aldığı Hakkari bölgesi başlar. Bu bölge, yükseklikleri 14.000 feet’e (4.250m) ulaşan Cilo ve Sat dağlarıyla sona erer. Bu noktadan sonra Doğu Toroslar aniden güneye yönelir ve Zagroslarla birleşir(7).
Logged
SHOReSHGeR
Newbie
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 76
688.00 credits

View Inventory
Send Money to SHOReSHGeR

Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #1 : 09 Eylül 2008, 01:34:01 »

AKARSULAR
DİCLE’nin kaynağı, Gölcük Gölü’nün(Hazar gölü) güneyinde Deveboynu denilen yerdedir. Deveboynu’nun Ergani’ye yakın olması nedeniyle Ergani Suyu diye de adlandırılır. Bu su, kaynağın yaklaşık 32 km. aşağısında Dipni Çayı ile birleşir. Bu iki su Dicle’yi oluşturur. Dicle’nin ana kolları, Doğu Toroslar ya da Ermeni Toroslarının güney yamacını sularlar. Cuinet, bu noktadan Til yakınlarında Botan Çayı ile birleştiği noktaya değin Dicle’ye otuz dörtten fazla akarsuyun karıştığını belirtir. Botan Suyu ile birleşen Dicle’yi geçer ve geniş bir yatakta akarak Mezopotamya ovasına çıkar. Kolu Hazil ile birlikte Norduz ovasını sulayan Habur Nehri, Habur yakınlarında Dicle’ye katılır.
Dicle, Musul’un 55 km. güneyinde Büyük Zap’la, bu noktadan yaklaşık 48 km. güneyde Küçük Zap’la birleşir. Küçük Zap’ın Dicle’ye katıldığı noktanın 130 km. güneyinde Adaym Nehri Dicleye katılır(Karizmatik.
FIRAT, iki büyük nehrin, Karasu (Batı Fırat) ve Murat Suyu’nun (Doğu Fırat) birleşmesiyle oluşur. Kaynağını Erzurum’un
kuzeyinde, yaklaşık 2630 metre yüksekliğindeki Dumru Dağı’ndan alan Karasu, Erzincan’a değin güneybatı yönünde akar. Erzincan’dan sonra kayalık bir vadi boyunca Kemah’a doğru devam eden Karasu, burada Kumu Suyu ile birleşir. Murat Suyu ise Diyadin’in güneybatısında, yaklaşık 3500 metre yüksekliğindeki Aladağ’ın kuzey yamacında doğar. Keban yakınlarında Karasu’ya katılıncaya dek sürekli büyür.
Bu iki nehrin birleşmesinden oluşan Fırat, Keban’daki kurşun yataklarını geçerek güneybatı yönünde akar. Muş Dağı’nın çevresinde büyük bir kavis çizen Fırat, Dicle’nin kaynaklarının yakınına gelinceye dek güneydoğu yönünde akar, Samsat’ın yukarısındaki dağları birkaç mil geride bıraktıktan sonra ani bir dönüşle güneybatıya yönelir. Bu noktadan sonra Fırat’a yalnız iki büyük akarsu katılır: Balık ve Habur. Bu iki akarsu Kürt illerinin dışında akar.





•NÜFUS
Kürtlerin nüfusuyla ilgili hesaplamalar büyük değişkenlikler gösterir. Bu konudaki görüş ayrılığı yeni bir durum değildir. Birinci Dünya Savaşı’ndan hemen önce ve hemen sonra değişik kaynaklarca verilen rakamlarda oldukça büyük farklılıklar vardır(10).günümüzde Kürtlerin eskiden olduğundan çok daha iyi bilinir olmaları gerçeğine karşın, Kürt nüfusu tartışmalı bir konu olmaya devam etmektedir.
Rambout tarafından verilen rakamlara göre Kürtlerin nüfusu 8.190.000’dir(11).
Günümüzde özellikle Türkiye’de Kürtlerin nüfusları tartışmalıdır. Resmi rakamlar olmadığı için verilen rakamların tamamı
tahminidir. En son Milliyet Gazetesi’nin Türkiye Kürtleri’ne yönelik bir araştırma yaptırdı. Araştırma sonucuna göre
Türkiye’nin %15,8’i yani 11.970.000’i Kürt(12).
Logged
SHOReSHGeR
Newbie
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 76
688.00 credits

View Inventory
Send Money to SHOReSHGeR

Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #2 : 09 Eylül 2008, 01:35:05 »

TARİH
Kürtlerin Kökeni ve “Kürt” Sözcüğünün tarihi:
Hint-Avrupa Dil Ailesinin İrani kolundan olan Kürtçe’nin konuşulduğu topraklar, tarihin ilk dönemlerinden beri hiç bitmeyen çalkantılara ve değişik halkların göçlerine sahne olmuştur. Vahşi göçebeler, peş peşe gelen fetihler ve çeşitli imparatorlukların orduları, bu topraklarda yaşayanların ırksal, dilsel ve kültürel karakterlerinde belirsiz de olsa izler bırakmışlardır.
Kürtlerin tipolojiğinin ( kafa yapısı, saç rengi ve göz rengi, vücut yapısı fiziksel özellikler) farklılıklar göstermesi, çeşitli fetihlerin kanıtı olarak görülebilir. Kürtçe çok değişik etkilenimlerin izlerini taşımaktadır. Sami dillerinin etkisi “hawt” ve “asp” gibi sözcüklerin ilk harflerinde açıkça görülürken özellikle kuzey Kürtlerinin lehçelerinde çoğul soneki olarak kullanılan “te”, örneğin “keleşte”(eşkıy a), İskit etkisine işaret etmektedir(13). Yezidilerde güneşin, Dersimlilerde ağaç ve taşların kutsal sayılması gibi, değişik inançların unsurları Kürtler arasında görülebilir.
Kürt Coğrafyası’nın ilk sakinleri, Zagrosların ve Doğu Torosların eski yerli ırklarıydı. Zagros sıra dağlarında yaşayan halklara örnek olarak Gutiler, Lulular(ya da Lulubum) ve Kasiler sayılabilir. Tüm bu halklar, Elamlılarla akrabadır. Doğu Toroslara yerleşen ilk halk olan Hurilerin de Elam grubundan olduğu düşünülmektedir(14).
Kürtlerin ırksal kökenlerine dair en iyi ipuçları muh*****en “Kürt” sözcüğünü etimolojik ve tarihsel açıdan incelenmesinde yatar. Kayda değer araştırmalarda Driver, “Kürt” sözcüğünün filolojik bağlantılarının izini sürmeye çalışmıştır. Araştırma sonuçları, Kürtlerin ilk kez İ.Ö. 3.000’li yıllarda bir kil tablette bahsedildiğini ortaya koyar(15).
Ksenofon’un “Anababis (Onbinlerin Dönüşü)” adlı eserinde söz ettiği Karduklar, Kürtlere dair ilk referans kaynaklarından biridir. Daha sonra bu sözcük, biraz farklı biçimleriyle, Yunan ve Romalı yazarların eserlerinde görülür. “Kardakes” sözcüğü, Kardukların yaşadıkları bölgelerden toplanan Asyalı paralı askerler için kullanılmıştır. Driver, Straboyu yorumlayan bir kişinin, Karda sözcüğünün “erkekçe” ve “savaşçı” anlamlarını taşıdığını yazar(16)
Bu adlandırma, Süryani ve Arap kaynaklarda rastlanan Beth Kardu ve Ba Kardu ile tamamen örtüşmektedir. Beth Kardu, Dicle ile Cudi Dağı arasında kalan topraklardan oluşur. Buradan çok uzak olmayan bir yerde, klasik yazarların Partya olarak adlandırdıkları, Heredot’a göre Ermeniler ve Partların Pers İmparatorluğu’nun 13. eyaletini kurdukları bölge yer alır. Bu anlatı aslında, başlıca Kürt kollarından biri olan Bohtan (Botan)’a bir göndermedir.
Kürt Coğrafyası’na verilen bir diğer, Strabo’nun Küçük Medya ve Persya’da yerleştiklerinden bahsettiği Kyrti (Kurti)(17) veya Kyrtioi’dir (kurtioi). Kürtlerin bu iki bölgede yaşadıklarından Araplar da söz etmiştir. Araplar bu halkı Kurd ya da Akrad (tekil hali Kurdi) olarak adlandırmışlardır. Böylelikle Araplar ve Sasaniler aynı adı kullanmışlardır. Karmanak-i Artakhshir-i Papakan’da “Kurd” (çoğulu Kurdan) adına yer verilmiş, Kürt Kralı Magid, “Kurdan Şahı Magit” olarak nitelendirilmiştir(1 Karizmatik.
Çalışmalarını Kurmanji lehçeleriyle sınırlayan Minorsky, Büyük çeşitlilik gösteren Kurmanji’nin *****indeki birleştirici unsurlara işaret etmiştir. Bu birlik, değişil Kurmanji lehçeleri Farsça ya da Kuzeybatı İran dillerinin çoğuyla karşılaştırıldığında şüpheye yer bırakmayacak kadar belirgindir. Minorsky’e göre bu birlik, Kürtlerin dört bir yana dağılmadan önce, yakın cemaatler halinde yaşamış olmaları gereken zamanlarda gelişmiş olmalıdır. Kürtlerin kuzeybatı İran dillerinden birini konuştuğunu belirten Minorsky, bu dilin her şeyden önce Medlerin dili olduğuna inanır. Son tahlilde Minorsky, Med Uygarlığı’nın Kürt ırkının ve dilinin nitelik ve birleşiminin şekillenmesinde önemli bir rol oynadıkları sonucuna varır(19).
Kürtler ve İslam’ın Yayılışı
Kürtler Sasani dönemi boyunca güç ve nüfuz kazanmışlardır. Bu dönemin sonuna doğru, batı İran’ın dağlık sınır alanlarının büyük kısmına yayılmış ve bölgedeki güçlerini pekiştirmişlerdi. Araplar İ.S. 637’de (H.S. 16) Irak’taki Takrit’i ve İran platosunun batı ucundaki Hulvan’ı (Halavan) ele geçirdiklerinde, Kürtlerle ilk kez karşı karşıya geldiler. Bundaniki yıl sonra, İ.S. 639’da (H.S. 18), Diyarbakır’ı ,İ.S 640’da al-Zawzan’ı ele geçirdiler(20).
Abbasi Dönemi
EBU Müslim Horasani, İslam Tarihi’nin en önemli olaylarından biri olan Abbasi Hanedanlığı’nın kuruluşunda önemli rol oynamış bir Kürttür. Abbasi-Ali kuvvetlerinin *******ı ve lideri olan Ebu Müslim Horasani, Emevi ordularını bir çok savaşta bozguna uğratmış, Emevi Hanedanlığı’nın yıkılmasında büyük rol oynamış ve Kürt olmakla ünlenmiştir.
Kürt Hanedanlar
9., 10., ve 11. yüzyıllarda yerli Kürt hanedanlarının ortaya çıkışı, Doğu Halifeliğinin İran’daki topraklarında kendini gösteren daha genel bir fenomen parçasıydı. Aniden yükselen ve büyüyen, Horasanlıları, Diylimlileri ve Kürtleri otorite sahibi kılan İran gücü/enerjisi, bütün yerel farklılıklara rağmen, aynı esin kaynaklarına ve aynı bileşime sahip bir model yarattı. Minorsky, İran’ın bu yeniden canlanış ve yükseliş dönemini, yerinde bir tanımlamayla “İrani fasıl” diye adlandırmaktadır. Minorsky’nin işaret ettiği gibi bu canlanış, İslam tarihinin önemli iki dönemi, Arap hakimiyetinin çöküşü ile Türk gücünün yükselişi arasındaki geçişe karşılık gelmekteydi(21).
Şeddadiler
Bu hanedan, Azerbaycan’ın Musafarid yöneticilerinin güçten düşmeleri üzerine, İ.S. 951’de (H.S. 340) Muhammed bin Şaddad bin Kartag tarafından kuruldu. Şeddadiler, Kura ve Aras nehirlerince çevrelenen Doğu Transkafkasya topraklarında hüküm sürdüler. Şeddadilerin biri Gence’de diğeri de Ermenistan’ın antik kenti Dvin’de (Arapça’da dabil) olmak üzere iki başkenti vardı. Şeddadilerin Gence kolunun on yöneticisi oldu. Bu hanedanın hükümdarlığına M.S. 1075’te (H.S. 468) Selçuklu Sultanı Alparslan tarafından son verildi. Hanedanın başka bir kolu, yine Ermenistan’ın Antik kentlerinden biri olan Ani’de bir süre daha hayat sürdü. Bu kolun yedi yöneticisi oldu ve bu yöneticiler M.S. 1072 ile 1199 arasında hüküm sürdüler(22).
Logged
SHOReSHGeR
Newbie
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 76
688.00 credits

View Inventory
Send Money to SHOReSHGeR

Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #3 : 09 Eylül 2008, 01:35:54 »

Mervaniler
Kürt Mervani hanedanı. Hizan yakınlarında Bahansa Dağlarının yerlilerinden Baz( ya da Badh, Ebu Abdullah el-Hüseyin bin Dutsak el-Harbukti) tarafından kuruldu. Baz’ın yükselişi, Büveyh emiri Adududevle’nin İ.S. 984 (H.S. 374) yılındaki ölümünden sonra Meyyafarqin (Silvan/Diyarbakır) şehrini zaptetmesiyle başladı. Baz,Diyarbakır’ın diğer bölgeleriyle birlikte bu şehri de Büveyhilerden Samsaüdevle’ye ve Hemdanilerden Nasırudevle’ye karşı başarıyla korudu. Hemdaniyelerle yapılan bir savaş sırasında öldürülen Baz’ın yerini, anne tarafından kuzeni Ebu Ali el-Hüseyin bin Mervan aldı. Diyarbakır’a yerleşen Ebu Ali’nin ilk Mervan emiri olduğunu söyleyenler de vardır. Ebu Ali’nin egemenlik alanı Nusaybin, Cezire ve Tur Abdin’i içine alıyordu.
Bu hanedanın en başarılı üyesi, İ.S 1010 ile 1061 yılları arasında 51 yıl hüküm süren Nasırudevle (Bağdat Halifesi El Kadir Billah tarafından verilen ve “devletin yardımcısı” anlamına gelen bir unvan) Ebu Nasır Ehmed idi. Ebu Nasır Ahmet’’in aydın ve adil bir hükümdar olduğu konusunda tarihçiler hemfikir görünmektedir. Camiler, hastanelerve köprüler yaptırdı.şairlerin ve bilim adamlarının koruyucusu oldu. Beş yöneticisi olan Mervani hanedanı, İ.S. 1083’te (H.S. 476) sona erdi(23).
Hasnaviler (Hasanveyh Devleti)
Bu hanedan, Barzıkani (Barzini) aşiretinin reisi Hasanveyh (Hasanoya) bin Hasan tarafından, Büveyh hükümdarı Rüknüdevle ile yaptığı işbirliği sonucu İ.S. 959 (H.S. 348) yılında kuruldu. Ancak Büveyhler daha sonra, Kuzistan’dan Şehrezor’a dek uzanan geniş toprakları elinde bulunduran Hasnavilerin hükümdarlık alanına sahip olmak istediler. Bu hanedanın beş prenslik bir ömrü oldu ve İ.S. 1095’de hanedan son buldu(24).
Annaziler (Ben İnaz Devleti)
Bu hanedan, İ.S 991’den 1117’ye (H.S. 381-511) kadar hüküm sürdü. Ebu el-Fetih Muhammed bin Annaz tarafından kuruldu. Başkenti Hulvan olan Annaz Devleti, İran’la Irak sınır bölgesinde kuruluydu. Tarih sahnesinde yedi Annaz hükümdarı göründü(25).
Eyyubiler
Eyyubiler, en büyük ve en ünlü Kürt hanedanıdır. “Haçlıların Selahaddin’i” diye bilinen Selahaddin Yusuf bin Eyyup bin Şadi tarafından kurulan hanedan, ismini Selahaddin’in babası Necmeddin Eyyub’dan alır. Tüm tarihçiler Eyyubi ailesinin tarihi ve kökenleri hakkında hemfikir gibidirler. Dvin şehir halkından olan aile, önce şehrin eski yöneticileri olan Şeddadilerin hizmetine girmişti. Sonra Selahaddin’in dedesi Şadi bin Mervan’ın iki oğluyla (Esededdin Şérgoh ve Necmeddin Eyyub) birlikte memleketi olan bu şehirden ayrılarak Bağdat’a gittiği söylenir. Selahaddin’in babası oradan Takrit’e geçmiş ve bu şehrin kumandanı olmuştur. Selahaddin, dedesinin Dvin’i terk edişinin yirminci yılında, İ.S. 1137-1138’de (H.S. 532) Irak’taki Takrit’te doğdu(26).
Selahaddin’in babası ve amcası, meydana gelen bir olay sonrasında, onları Takrit’e çağıran Musul Atabeyi Nureddin Zengi’nin isteği üzerine Takrit’ten ayrıldılar. Zengi’nin adamı olarak Suriye’de geçirdiği uzun askerlik yıllarından sonra Selahaddin, Mısır’daki Fatımi halifesi El-Adıd’ın vezirliğini yapan amcası Şérgoh’un ölümünden sonra amcasının yerine atandı. El-Adid’in hastalığını fırsat olarak değerlendiren Selahaddin, ölmekte olan helifenin devrildiğini ilan etti ve hutbenin Bağdat’taki Abbasi Halifesi adına okunmasını emretti. Bu darbe Selahaddin’i Mısır’da tek hakim güç yaparken, Mısır’ı da Bağdat’ın egemenlik sahasına dahil etti. Güçlenmek için uygun bir zemin oluşturan Selahaddin, Suriye’ye sefere çıktı ve Haçlıların egemenliğinde olmayan toprakların büyük bir bölümünde otoritesini kabul ettirdi. Bu dönem, Selahaddin’in kendini tüm Müslüman güçleri örgütleyip Haçlıların üzerine yürüyecek kadar kudretli hissettiği dönemdir. İ.S. 1187’deki (H.S. 583) Hettin Savaşı, belki de Selahaddin’in başarılarının doruğa ulaştığı son nokta oldu. Haçlıların gücünü ve direncini kıran bu savaş, Kudüs’ün teslim alınmasına gidecek yolu açtı(27). Selahaddin birkaç yıl sonra, İ.S. 1193’te öldü. Ölümünden önce imparatorluğunu oğulları ve kardeşleri arasında paylaştırmıştı. Ancak, ölümünden kısa bir süre sonra aile içinde kavgalar patlak verdi. Kardeşi El-Malik El-Adil, Eyyubi ülkesinin büyük bir bölümünü hakimiyeti altına aldı, ancak topraklarını oğullarını arasında bölüştürerek Selahaddin’in yanlışını tekrarladı. El-Kamil Mısır’ı, El-Muazzam Şam’ı, El-Faiz de Irak’ı aldı. El Faiz’in yerine önce kardeşi El-Ahwad, sonra da El-Eşref geçti. Selahaddin’in torunlarının elinde yalnız Halep kaldı(28).
DİN
İslamiyetin Kürt Coğrafyası’na gelişinden önce Kürtlerin çoğu Zerdüşti idi(29). Bazıları pagan yaşantılarını sürdürürken, bazıları ise Hıristiyanlığa ilgi duyuyorlardı.
Hıristiyanlık, Kürt Coğrafyası’na İsa’dan sonraki ilk birkaç yüzyıl içinde girmiştir. Urfalı Mar Mari’nin (İ.S. 226’da öldü), Şahgert’in “ağaçlara tapan ve bakırdan tasvire kurban kesen” kralını ve halkını Hıristiyan olmaya ikna ettiği belirtilir(30). İşo Yab’ın da, Cezire bölgesinin yakınlarındaki Şemanin’de, “Kürtlerin şeytana kurban kestikleri bir yerde” manastır yaptırdığı rivayet edilir(31). Zaten Mar Saba (ölüm 485) tarafından Hıristiyanlaştırılan Kürtlerin “güneşe tapanlar” nitelendiğini biliyoruz. H.S. IV. Yüzyılda yaşamış olan Arap tarihçi el-Mesudi, Cudi Dağı civarında yaşayan dinsiz Kürtlerden bahseder(32).
Yezidilik
Kökenleri, onca araştırmaya rağmen hala bir giz olan Yezidilik garip bir mezheptir(33). Yezidilerin dini, Zerdüştilik, Manişeizm, İslamiyet, Hıristiyanlık, Yahudilik, Sebailik ve Şamanizm’den alınmış öğeleri içeren eklektik bir dindir.
Yezidiler, Dünya’nın yedi melek tarafından yaratıldığına inanırlar. Dinlerindeki ***** tema, Tanrı ile Melek Tavus(şeytan) arasındaki ikililiktir. Onlara göre, Tanrı dünyanın yaratıcısı olan fakat koruyucusu olmayan edilgen bir varlıktır. Melek Tavus, ilahi iradenin etkin yürütüm organıdır. Ruh göçüyle (transmigration) kutsallığa erişen Şeyh Adi’nin, Melek Tavus’un vekili olduğuna inanılır. Yangın inanışın aksine, Yezidiler şeytana tapmazlar. Tanrı mutlak iyi olduğu için ona ibadet etmeye gerek yoktur, asıl korkulması gereken Melek Tavus’tur. Yezidiler cehennemde cezalandırılmaya inanmazlar. Yezidilerin dünyevi ve ruhani liderleri, dinlerince kutsal sayılan Şeyh Adi türbesinin bulunduğu Musul’da ikamet eder.
Aleviler (Kızılbaşlar)
Aşırı bir Şii mezhebi olan Alevilik, Türkiye’de Muş’la Fırat’ın güneybatı Dirseği arasında kalan ve Dersim (Tunceli) yaylalarını da kapsayan bölgede yerleşmiştirler(34). “Kızılbaş”, Müslüman Türkler tarafından yakıştırılmış, hakaret içeren bir addır.
Aleviler Tanrı’nın birliğine, mukadderatına, eşi ve benzeri olmadığına inanır. Hz. İsa’nın yeniden hayata döneceğine inanırlar. Hz. Adem, Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa, Hz. Muhammed ve Hz. Ali’yi en yüce peygamberler olarak nitelerler. Fakat onlara göre Hz. Ali Hz. Muhammed’den daha büyüktür. Her yılın ocak ayının ilk gününde bir kutlama yaparlar. Bu kutlamalardan sonra okunan dualardan seyyit, “hak lokma” denilen bir ekmeği kutsar ve onu katılanlara dağıtır. Düşmanları, bu toplantılarda sefahat ayinleri yaptıklarını ileri sürerler.
Türkiye’deki Kürt İsyanları
Osmanlı İmparatorluğu ve özellikle Cumhuriyet dönemi boyunca Kürtler bir çok kez ayaklandı. Kürtlerin çıkardıkları ayaklanmalar gerek Osmanlı döneminde gerek Cumhuriyet sonrasında sürekli şiddetle bastırılmış, isyanlar büyük ölçekli can ve mal kaybına neden olmuştur. Kürtlerin çıkardıkları belli başlı ayaklanmaların listesini Türkiye’nin tanınmış gazetecilerinden M. Ali Birand adını gizli tuttuğu emekli bir askere dayandırarak köşesinde şu isyanlara yer verdi(Hürriyet Gazetesi, 3 Ocak 2008): OSMANLI DÖNEMİNDEKİ İSYANLAR

Babanzade Abdurrahman Paşa isyanı (1806- Musul)
Babanzade Ahmet Paşa isyanı (1812 – Musul)
Zaza’ların isyanı (1820)
Yezidilerin isyanı (1830- Hakkari)
Şerefhan isyanı (1831- Bitlis)
Bedirhan isyanı (1835- Botan)
Garzan isyanı (1839- Diyarbakır)
Ubeydullah İsyanı (1881- Hakkari)
Bedirhan Osman Paşa ve kardeşi Hüseyin Paşa isyanı (1872-Mardin-Cizre)
Bedirhan Emin Ali isyanı (1889- Erzincan)
Bedirhaniler ve Halil Rema isyanı (1912-Mardin)
Şeyh Selim Şehabettin ve Ali isyanı (1912- Bitlis)
Koşgari isyanı (1920- Koçgiri)


CUMHURİYET DÖNEMİ AYAKLANMALARI:

Nasturi isyanı (1924- Hakkari)
Jilyan isyanı (1926- Siirt)
Şeyh Sait isyanı (1925- Bingöl-Muş-Diyarbakır)
Seit Taha ve Seit Abdullah isyanı (1925-Şemdinli)
Reşkotan ve Reman isyanı (1925- Diyarbakır)
Eruh’lu Yakup Ağa ve oğulları (1926-Pervani)
Güyan isyanı (1926-Siirt)
Haco isyanı (1926- Nusaybin)
I. Ağrı isyanı (1926)
Koçuşağı isyanı (1926- Silvan)
Hakkari- Beytüşşebab isyanı (1926)
Mutki isyanı (1927- Bitlis)
II. Ağrı isyanı
Biçar harekatı (1927- Silvan)
Zilanlı Resul Ağa isyanı (1929- Eruh)
Zeylan isyanı (1930- Van)
Tutaklı Ali Can isyanı (1930- Tutak-Bulanık-Hınıs)
Oramar isyanı (1930- Van)
III. Ağrı harekatı (1930)
Buban aşireti isyanı (1934- Bitlis)
Abdurrahman isyanı (1935-Siirt)
Abdulkuddüs isyanı (1935-Siirt)
Sason isyanı (1935-Siirt)
Dersim isyanı (1937-Tunceli)
*** (1984--)
Logged
SHOReSHGeR
Newbie
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 76
688.00 credits

View Inventory
Send Money to SHOReSHGeR

Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #4 : 09 Eylül 2008, 01:36:39 »

Piranlı Şeyh Said İsyanı
1925’teki Kürt isyanı modern Türk tarihinin çok hayati bir dönemine denk geldi. Son birkaç yılda büyük tehlikeler atlatılmış ve çığır açan başarılar elde edilmişti. On yıldan daha kısa bir sürede, Türkler Yunanlılar karşısında büyük yankılar yapan bir askeri zafer kazanmış, İstanbul ve diğer bölgelerde Müttefiklere başarıyla meydan okunmuş, Lozan’da çok parlak bir diplomatik başarı elde etmiş ve yurt içinde yapacakları kapsamlı reformlar için hummalı bir şekilde çalışmışlardı. Ancak, kendilerine olan güvenlerine rağmen, yeni Türkiye’nin liderleri korkularını da beraberlerinde taşıyor olmalıydılar. Bu dönem şevk, başarı ve büyük umutlarla olduğu kadar geçiş sancıları, belirsizlik ve huzursuzluklarla da dolu bir dönemdi. Daha yapılacak çok şey vardı; uzakta beliren tehlikeler göğüslenip üstesinden gelinmeli, başlanan, ancak hala devam edilen, işler bitirilmeli, her şeyden daha önemli görülen emellere ulaşılmalı ve zorluklarla elde edilen kazanımlar pekiştirilmeliydi. Elde edilen başarıların çoğu hala deneme safhasındaydı. Yurt dışındaki düşmanlar ve yurt içinde büyüyen muhalefet en sağlam başarılar için bile ciddi bir tehdit oluşturuyordu.
Bütün bunlara rağmen yeni Türkiye’nin liderleri sevinçli ve coşkun bir ruh hali içindeydiler. Dünyaya ve ülkelerine cüretkar bir güven ve boyun eğmez bir kararlılıkla bakıyorlardı. Kazandıkları başarılar, tarih sahnesinden silinmiş imparatorluklarının eski bir parçası olan zengin Musul Vilayeti konusunda kararlı bir adım atmaları için onları cesaretlendirmişti. Ancak Musul İngilizlerin elindeydi ve İngilizler burayı bırakmamaya kararlıydı. Türklerin kazandığı başarıların hızı ise henüz kesilmemişti ve Türklerin bu tartışmalı vilayet için kavga çıkartmaları da tehlikeli bir ihtimaldi. Lozan Konferansı’nda ele alınan bu sorun o kadar çok sürtüşmeye yol açmıştı ki, İngilizler ve Türkler arasında yapılan bir antlaşmayla, sorunun çözümü bir yıl sonraya bırakıldı.
Kürtler ve Türkler Arasındaki İlişkiler
Bu bir yıl içerisinde, Türk-Kürt ilişkileri sürekli kötüye gitmişti. Savaş sonrası Türkiye’de Türk ırkına mensup olmayan en kalabalık topluluğu oluşturan, dolayısıyla yeni devletin ulusal birliği için ciddi bir tehdit arz eden Kürtlerin her hareketi Türkler tarafından yakından izleniyordu. Türkler, ayrı bir Kürt devleti kurulmasını destekleyen güçlü bir Kürt kamuoyu oluştuğunun farkındaydılar. Türk Kurtuluş Savaşı sırasında Kürt toplumunun önde gelenleri bu amaç doğrultusunda hem İngilizlerle hem de Ruslarla temasa geçmişlerdi. O dönemde bu temaslardan hatırı sayılır bir sonuç elde edilememişti, bunun sebepleri arasında I. Dünya Savaşı sonrasındaki genel karışıklık ve Müttefiklerin Ermeni sorunuyla meşgul olması vardı. I. Dünya Savaşı sonrasında Kürtler ve Ermenilerle aralarındaki görüş farklılıklarını üstünkörü halletmiş ve bu iki ulusun temsilcileri Barış Konferansı’na beraber katılmışlardı. Aslında, mağlup ve zayıf oldukları bir zamanda, doğu vilayetlerinin Ermenilerin eline geçmesinden korkan Türkler, Kürtlerin milliyetçi heveslerini körükleyen ve onları doğuda bağımsız bir Kürt devleti kurulmasını isteyecek kadar cesaretlendiren çok şey yapmışlardı. Türklerin yaptıklarından cesaret alınarak gürültülü bir şekilde dile getirilen Kürt istekleri bir takım elle tutulur sonuçlar vermişti; mesela, Sévr Antlaşması’nda bağımsız bir Kürt devleti kurulmasını şart koşan bir madde konmuştu. Ancak Mustafa Kemal liderliğindeki Türkiye, mucizevi bir şekilde dirilince Kürt milliyetçiliği önce savsaklandı, sonra da tamamen yasaklandı.
1925’teki Kürt isyanının patlak vermesinden kısa bir süre önce Kürt isyanının patlak vermesinden kısa bir süre önce Kürt aşiret reisleri, aydınları ve diğer Kürt milliyetçileri Batı Anadolu’ya sürülmüş ve Kürtçe’nin kullanımı yasaklanmıştı(35). Bu önlemler ve Halifelik ile Şeriat’ın kaldırılması gibi yeni düzenlemelere karşı Kürt toplumunun büyük ölçüde muhafazakar olan dini liderlerinin ve Kürt aşiret reislerinin gösterdiği tepki, hiç şüphesiz isyanın çıkmasında etkiliydi.
Musul sorunu hayati önem taşıyan bir safhaya girdiği esnada patlak veren isyanın, Büyük Britanya ve Türkiye’nin Musul’la ilgili çatışan iddiaları üzerine büyük bir etki yaratması kaçınılmazdı. Bu isyanla, büyük bir çoğunluğunu Kürtlerin oluşturduğu bölge üzerinde Türk iddiaları büyük ölçüde zayıfladı. Diğer taraftan, isyan, İngilizlerin Musul için verdiği mücadelenin inandırıcılığını artırdı ve İngiliz iddialarına paha biçilmez bir destek verdi; bu isyan doğal olarak Türk tarafında şüphe uyandırdı ve İngilizleri isyana teşvik etmekle suçlamalarına yol açtı. Kürt milliyetçiliği açısından bakacak olursak, isyan daha elverişli bir zamanda çıkamazdı. Bütün gözlerin Musul Vilayeti Kürtlerine çevrili olduğu bir zamanda milliyetçi Kürt hedeflerini dramatize etti. Türkiye sınırları içindeki amaçlarında başarısız olsa da; Irak Kürt Coğrafyası’ndaki Türk hakimiyetini sona erdirdi.
İsyanın Çıkışı
İsyan Mart 1925’te , Milletler Cemiyeti Komisyonu Musul Vilayeti’nin “Brüksel Hattı”nın güneyinde kalan bölümünde, burada yaşayanların yeni kurulmuş Irak devletine bağlı kalmayı mı yoksa Türkiye’ye geri katılmayı mı istediklerini belirlemek amacıyla araştırma yaptığı sırada patlak verdi. Toynbee’nin belirtmiş olduğu gibi, isyan Musul Vilayetinin kuzeyinde, “Türk egemenliğinin yabancı güçlerden herhangi biri tarafından tartışılmadığı belirli bölgelerde”(36) çıktı.
İsyanın başını çeken, Nakşibendi Tarikatı’nın liderlerinden biri olan Piranlı Şeyh Sait’ti. Şeyh Sait civar bölgelerde büyük nüfuz sahibi biriydi; bunun sebebi sadece atalarından miras kalan mukaddesliği değil, komşu bölgelerdeki Kürt aşiret reisleriyle, özellikle dağlık Dersim bölgesindeki Zazalarla evlilikleri yoluyla kurduğu ittifaklardı(37).
(Bu konuyla ilgilenmiş) bir çok yazara göre Şeyh Sait’e atfedilen isyan liderliğinin sadece bir ünvandan ibaret olduğunu,onun isyanı tasarlayıp uygulamaya koyanlardan yalnızca biri olduğunu vurgulamaktadır. Bu yazarlara göre, bir avuç Kürt milliyetçisinin geliştirdiği bir planın dikkatlice uygulanması sonucu bu isyan ortaya çıkmıştı. İsyanın idaresi Cibranlı aşireti reislerinden biri olan Albay Halit Bey’e teslim edilmişti(38).
Genel bir ayaklanma için Kürtlerin milli bayramı olan 21 Mart (1925) tarihi seçilmişti. Ancak isyan 7 Mart 1925’te, önceden belirlenmiş tarihe henüz on dört gün varken patlak verdi(39). İsyancıların belirlediği zamanın elde olmayan sebeplerle değişmesi Kürt askeri planlarını büyük ölçüde bozdu. Çeşitli direniş merkezleri çıkan çatışmalardan habersiz olmakla ve dolayısıyla anında harekete geçememekle kalmamış, aynı zamanda belirlenen bölgelerde askeri harekatları yönetmeleri için görevlendirilen subaylar birliklerine zamanında katılamamışlardı(40) .
İsyan hızla yayıldı ve önemli birkaç kasaba isyancıların eline geçti. İsyancılar Harput’u (Elazığ) bir süre işgal ettiler ancak Diyarbakır, Ergani, Malatya ve diğer merkezleri ele geçiremediler(41). Bu başarısızlıklardan ötürü isyan başlangıçtaki hızını kaybetmeye başladı. İsyanın yayılması engellenmişti ancak tam olarak bastırılamamıştı. Çatışmaların büyük bir çoğunluğu yüksek bölgelerde çıkmıştı ve ağır silahların taşınmasına elverişli değildi. Dağ geçitleri karla kaplıydı ve kötü durumdaki birkaç yol ancak çok büyük güçlüklerle açılabiliyordu(42).
İsyanın Bastırılması
Stratejik ve lojistik değerlendirmeler, geçit vermez dağlarda korunan isyan bölgesine bir şekilde ulaşmanın zaruri olduğunu gösteriyordu. Bunun tek yolu, bir kısmı Suriye’den geçen Bağdat Demiryolunu kullanmaktı. Bu sebeple, Türkiye Hükümeti, birlikleri ve malzemeleri demiryolunun Suriye’deki bölümünden taşıyabilmek için Suriye’deki Fransız yetkililerden izin istedi. 20 Ekim 1921 tarihli Fransız-Türk Antlaşması’nın 10. Maddesi gereğince bu izin verildi(43).
1925 Mart’ının son haftasında, Türkler isyancılara bir karşı saldırıyla cevap verdi(44). 8 Nisan 1925’te Türkler, isyancıların esas kuvvetlerini savaş meydanlarına çekmeyi başardı. Çapakçur bölgesindeki çarpışma, isyanın kesin sonucunu belli etti ve isyan kuvvetleri ağır bir yenilgiye uğratıldı(45). 12 Nisan 1925’te Genç ele geçirildi, Şeyh Sait ve destekçilerinden 34 kişi yakalandı(46). Kısa bir yargılama sürecinden sonra 28 Haziran 1925’te 53 Kürt lider idam edildi.
İsyanın bastırılmasını alelacele kurulan mahkemeler, toplu göçler ve ağır cezai tedbirler izledi. İsyanın bedeli Kürtler için epeyce ağır oldu. İngiltere’nin Türkiye Askeri Ataşeliği görevinde bulunan yüzbaşı Armstrong isyandan sonra Kürtlerin payına düşen cezanın korkunç bir tasvirini yapmıştır(47). Türk yönetimi Kürtlerdeki direniş ruhunu kırmak ve yönetime karşı sürdürülen muhalefetin son kalıntılarını da kökünden temizlemek amacındaydı. Kürtlere asla unutamayacakları bir ders verilmek istendi. Öldürülen veya toplu göçe maruz bırakılan inanların, yakılıp yıkılan evlerin ve köylerin sayısı herhalde asla bilinemeyecekti. 206 köy yakılmış, 8.752 ev yakılmış, 15.206 kadın, erkek ve çocuk öldürülmüştür(48). Süreyya Bedirhan, Türk Hükümeti tarafından öldürülen ya da göçe zorlanan Kürtlerin sayısının bir milyona yakın olduğunu iddia etmektedir(49). Öte yandan Chirguh, 1925-1926, 1926-1927 ve 1927-1928 kışları boyunca 500.000’den fazla kişinin göç ettirildiğini ve bunlardan 200.000 kişinin Batı Anadolu’ya zorunlu göçleri sırasında hayatlarını kaybettiklerini belirtmektedir(50).
.
Logged
SHOReSHGeR
Newbie
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 76
688.00 credits

View Inventory
Send Money to SHOReSHGeR

Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #5 : 09 Eylül 2008, 01:37:45 »

1925 İsyanının Sebepleri
Türk Hükümeti’nin İsyana Bakış Açısı
Türk hükümeti, Şeyh Sait isyanını cehalet yanlısı, ilkel dini liderler ve aşiret reislerinin başı çektiği gerici ve yozlaşmış bir hareket olarak görmekteydi; Türk Hükümeti’ne göre, bu liderler ve aşiret reisleri, Mustafa Kemal’in gelişmeci ve ileriye dönük reformlarıyla varlıkları tehdit edilen, soydan geçme haklarından vazgeçmek istemiyorlardı. Resmi Türk kaynakları ayrıca Kürt isyanının İngilizler tarafından teşvik edildiğini de iddia ediyorlardı.
Bu suçlamaların doğruluk payı ne olursa olsun, isyanın milliyetçi yönünden ziyade gerici ve dini yönlerinin vurgulamanın Türk Hükümeti’nin işine yaradığı açıkça ortadadır.hatırlanac ağı üzere, isyanın çıktığı tarihlerde Türk Hükümet’i Musul Vilayeti’ni geri almanın yollarını arıyordu; böyle bir olay ancak ve ancak bu vilayetteki oldukça kalabalık Kürt nüfusunun rızasıyla, sürekli bir içtenlikle bu olayı is*****eriyle ve Milletler Cemiyeti’nin onayıyla gerçekleşebilirdi. İsyanın milliyetçi karakteri hakkında Türk Hükümeti tarafından yapılacak resmi bir açıklama, Türkiye’nin Musul konusunda artık hiç bir şey yapamamasına yol açacaktı. Türkler “Brüksel Hattı”nın kuzeyindeki Kürtlerin bağımsızlıkları uğruna Türk Ordusuyla kanlı bir mücadeleye girdiğini kolay kolay kabul edemezlerdi; çünkü aynı hattın güneyindeki Kürtlerin Türk devletine katılmaya istediklerini savunuyorlardı(51). Ancak isyanın bitiminden sonra Mustafa Kemal, 22 Haziran 1926’da İsviçreli sanatçı ve gazeteci Emile Hüderbrand’a alışılmadık bir açıklıkta: “geçmişte, birçok durumlarda *********'da ve Anadolu'nun diğer iç bölgelerinde, Cumhuriyet 'in iradesine karşı çıkmak eğilimi gösterdikleri zaman, onları demirden bir elle ezdim. Örneğin bir keresinde önderlerinin altmışını şafakla astırdım. O unsur dersini almıştır ve bir daha benimle kılıç ölçüştürmeye kalkışmayacaktır” açıklamasında bulunacaktı.
Milliyetçiliğin ve Dinin İsyandaki Rolü
1925 Kürt isyanı hem milliyetçi hem de dini karakterdeydi. Genelde Kürtlerin tamamı milliyetlerine bağlıydı. Modern kuramsal milliyetçi kavramlarının Kürtler arasında yayılması ve milliyetçi bir neslin ortaya çıkması, Kürtleri, milliyetlerini inkara zorlayacak herhangi bir çabaya karşı daha duyarlı hale getirdi. Bu yüzden, Kürt milliyetçiliği ile ilgili faaliyetlerin men edilmesi ve Kürtçe’nin kullanımının yasaklanması, muh***** bir huzursuzluğu ve direnişi de beraberinde getirecekti.
Türkleştirme (çabaları) huzursuzluk yaratıyordu çünkü, kelimeden de anlaşılabileceği gibi, Kürtler Türke dönüştürülecekti. Hiç şüphe yok ki bu, bir Kürt’ten kendisi olmaktan vazgeçmesini ve yeni bir kimliği benimsemesini istemekle eşanlamlıydı. Milliyetçiliğin şahlandığı bir dönemde böyle bir çabanın faydasızlığını anlatmaya bile gerek yoktur.
Dindar Kürtlerin gözünde, Halifeliğin ve Şeriat yasalarının yeni Türkiye’nin liderleri tarafından kaldırılması Türklerle aralarındaki köklü ve büyük önem verilen din kardeşliği bağını kopardı. Bu kafir yenilikleri yaratan ve inançlı insanlarla bağlarını kendi kendilerine koparan Türklerle artık hiçbir ortak yönlerinin kalmadığını hissettiler. Anlayamadıkları şey, bu yabancı ve dininden dönmüş hükümetin kendilerine bu andan itibaren Kürt değil Türk olacaklarını söylemesiydi. Hiç şüphesiz bu onlara milliyetlerini inkar etmelerini, dinlerinden dönmelerini ve kafirlere, Şeriat kurallarını hiçe sayanlara katılmalarını söylemek gibiydi. Boyun eğmeyecekleri bir şey varsa o da buydu.
İsyanda “İngiliz Parmağı” Suçlamaları
İsyanda İngiliz parmağı olduğuna dair suçlamalar sıkça dile getirilmiş ve Türkiye’de hatta dünyanın bir çok kesim tarafından kabul görmüştür. Tahmin edilebileceği gibi, bu suçlamaları ilk ortaya atan Türk Hükümeti oldu, ancak daha sonra çeşitli kaynaklar bunları kullandı ve yaygın geçerlilik kazandı.
İngiltere Musul’u ve oradaki petrolü istiyordu. Musul’un ve Irak petrolünün anahtarı Kürtlerin elindeydi. Türkiye’yi Musul’dan vazgeçmeye zorlamak için bu isyanı kullanıyordu(52).
Modern Türkiye’yle ilgilenen yazarlar çalışmalarında bu teze mütemadiyen değinirken(53), resmi Sovyet kaynakları bir kez bu tezi destekledi(54). İngiliz siyaset yazarları gibi Kürtler de bu suçlamaları bu suçlamaları peşinen reddettiler(55). Türklerin bu suçlamaların içini dolduracak herhangi bir inandırıcı kanıt ortaya koyamadıklarını da belirtmek gerekir. Meselenin doğrusu ne olursa olsun, yaşanan bu olayın Musul sorunun İngiltere lehine sonuçlanmasında etkili olduğu bir gerçektir.
Ulusal Kürt Birliği: Hoybun (Xoybun)
1925’teki Kürt isyanının bastırılması sonrasında ne Kürtlerin acılarını dindirdi, ne de Türklerin şüpheleri ortadan kalktı. Kürtlerin göç ettirilmesini çeşitli baskıcı tedbirler takip etti, bu sırada vilayetlerinde hala yer yer çarpışmalar meydana geliyordu. 1927’ye gelindiğinde bu çarpışmalar daha sıklaşmaya, şiddet artmaya başlamıştı(56).
1927 ilkbaharında, Kürt Coğrafyası’nın dağlarının birinde bir Kürt Ulusal Kongresinin toplanmış olduğu söylenmektedir. Kongreye katılanlar arasında çeşitli aşiretleri ve şehir örgütlerini temsil eden delegeler olduğu kadar, dağlarda ulaşılması zor emin yerlere sığınmış isyancı savaşçıları temsil eden delegeler de vardı(57).kongrede birtakım kapsamlı ve başarma isteğiyle yüklü kararlar üzerinde anlaşmaya varıldı. Tüm Kürt milliyetçi örgütlerin dağıtılmasına ve bu örgütlerin dağıtılmasına ve bu örgütlerin Hoybun (Xoybun)* çatısı altında birleştirilmesine; “son Türk askeri Kürt topraklarını terk edene kadar” mücadelenin sürdürülmesine; emir-*******ın tek merkezden toplanmasına; malzemelik ve cephanelik kurulmasına; Kürt-Ermeni uzlaşmazlığına bir son vermeye; Ağrı Dağı’ndaki Kürt Ava’yı kurulacak olan ********* devletinin geçici başkenti ilan etmeye karar verdiler. Ayrıca İran hükümeti ve “kardeş” İran halkıyla anlaşma yolu izlenmesi, Irak ve Suriye’deki mandater güçlerle dostane ilişkiler kurulması da karara bağlandı(58).
1927 Ekiminde Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta düzenlenen bir toplantıda Hoybun’un kuruluşu resmen açıklandı(59). Emir Celadet Bedirhan birliğin ilk başkanı seçildi(60). Bu yeni örgüt daha önce kurulmuş bütün Kürt milliyetçi toplulukların yerine geçti; bu topluluklar da zaten gönüllü olarak kendilerini feshedip yeni Hoybun’da birleşmişlerdi(61). Ağrı Dağı isyanı, doğrudan doğruya Hoybun’un faaliyetleri sonucunda meydana gelmişe benzemektedir.
Ağrı Dağı İsyanı
İsyanın başlamasından sonra “Paşa” ünvanıyla anılmaya başlanacak olan İhsan Nuri Bey(62), daha önceleri Türk ordusunda bir kurmay binbaşıydı ve 1925 isyanında isyancı askerlerden oluşan bir grubu komuta etmişti. İhsan Nuri Bey, Hoybun tarafından Ağrı Dağı’ndaki Kürt kuvvetlerin *******lığına getirilirken İbrahim Paşa(Haski Tello) yerel yönetimden sorumlu oldu.
1928’e gelindiğinde Ağrı Dağı’nda minyatür bir Kürt devleti yaratılmıştı. İyi eğitilmiş ve iyi teçhiz edilmiş Kürt savaşçılardan oluşan birkaç bin kişilik küçük bir ordu kurulmuş, cephanelikler ve malzemelikler inşa edilmiş, bir yerel yönetim ve askeri emir-komuta zinciri oluşturulmuş, Kürt bayrağı göndere çekilmişti(63). Tüm bunlar olup biterken Ankara’nın tavrı şaşırtıcı olmuştu. Türkler güç kullanmaktansa görüşmeler yoluyla sorunu çözmeye çalıştılar.
Türk hükümeti isyanın başında yer alan İhsan Nuri Paşa’yla doğrudan görüşmeye karar verdiler ve bu isteklerini O’na ilettiler. Görüşme talebini kabul eden İhsan Nuri Paşa 1928 Eylül’ünün ortalarında 60 kadar silahlı adamının korumasında Beyazıt’a 30 mil ilerisindeki bir sınır karakolu olan Şeyhli Köprü’de heyetle(64) görüştü. Görüşmede İhsan Nuri Paşa’ya, o ve taraftarlarının silahlarını bıraktığı ve dağdaki üsleri terk etmeleri halinde, kendisini ve emri altındakileri kapsayacak bir genel af ve bunun yanı sıra birtakım kişisel faydalar teklif edildi(65). İhsan Nuri Paşa bu teklifleri reddetti, Kürt yazarlara göre teklifin reddedilme nedeni ise Kürt milliyetçiliğinin tamamen görmezden gelinmesiydi(66).
İsyanın Bastırılması
Ciddi ve büyüyen bir tehlike arz eden Ağrı Dağı’ndaki savaşa hazır Kürt isyancılarla anlaşmaya varma umudunu tamamen yitiren Türkler silaha başvurmaya karar verdiler. Mayıs 1930’da Türk ordusuna bağlı 4. ve 6. kolordular General Salih Paşa komutasında Ağrı Dağı yakınlarında toplandı(67). Türkler Ağrı Dağı’nda yoğunlaşmış Kürt kuvvetlerini yok etmek amacıyla 11 Haziran 1930’da saldırıya geçtiler. 15 Haziran’da Kürt milliyetçi kuvvetleri Tendürek, Iğdır, Erciş, Süphan, Kağızman, Çatak, Van ve Bitlis’te karşı saldırı başlattı. Beklemedikleri bir anda bir çok yerde Kürt saldırısına uğrayan Türkler, Ağrı Dağı’ndaki saldırıdan vazgeçmek zorunda kaldılar. Temmuz ortasına kadar bir çok yerde şiddetli çatışmaların sürdüğü belirtilmektedir. Kürtler Türk kuvvetlerine ağır kayıplar verdirdiklerini iddia ediyorlardı(68). Bütün bu iddialarına rağmen, Kürtler, yavaş yavaş savaşı kaybediyor görünüyorlardı.
Ağustos ve Eylül’de Kürtlerin esas savaş alanının güneyindeki uzak bölgelerde Türk kuvvetlerine karşı yeni şaşırtıcı saldırılar tertip ettiği, Culamerg (Hakkari), Siirt, Mardin, Siverek ve Urfa gibi yerlerde de ufak çaplı çatışmaların çıkmış olduğu belirtilmektedir. Bu saldırıların en belirleyicisi, Türk kuvvetlerinin 2 Eylül 1930’da büyük çaplı bir Kürt kuvveti tarafından Diyarbakır yönüne sürülmesiydi(69).
Görünen o ki, bu saldırı Kürtlerin son büyük çabasıydı. İsyanın hızı artık kesilmiş ve üstün (askeri) sayılar ve kaynaklar ağırlığını hissettirmeye başlamıştı. Kontrolü ellerine geçirmiş olan Türkler, yakaladıkları fırsatı kullanmakta vakit kaybetmediler. İsyancı kuvvetlerin peşine düşüldü ve doğu vilayetlerindeki tüm isyancı kuvvetler yok edildi. Geriye kalanlar kaçmaya ve dağılmaya mecbur bırakıldı, İhsan Nuri ise İran’a sığındı(70).
İsyanın bastırılmasını ağır ve kesin cezai tedbirler takip etti. Bu önlemler arasında zorunlu göçler, toplu tutuklamalar ve alelacele infazlar olduğu söylenmektedir(71). Bölgedeki Kürt köyleri bombalanıp ateşe verildi ve ,söylendiğine göre, bütün Kürt toplumu büyük bir yıkıma uğratıldı. Ağrı’da nelerin yaşandığını en açık şekilde, 16 Temmuz 1930 tarihli Cumhuriyet gazetesi yazmıştı: "Ağrı Dağı tepelerinde kovuklara iltica eden 1500 kadar şaki kalmıştır. Tayyarelerimiz şakiler üzerine çok şiddetli bombardıman ediyorlar. Ağrı Dağı daimi olarak infilak ve ateş içinde inlemektedir. Türkün demir kartalları asilerin hesabını temizlemektedir. Eşkıyaya iltica eden köyler tamamen yakılmaktadır. Zilan harekatında imha edilenlerin sayısı 15.000 kadardır. Zilan Deresi ağzına kadar ceset dolmuştur. Bu hafta içinde Ağrı Dağı tenkil harekatına başlanacaktır. Kumandan Salih Paşa bizzat Ağrı'da tarama harekatına başlayacaktır. Bundan kurtulma imkanı tasavvur edilemez." Zilan Deresi cesetlerle dolup da harekat başarı ile tamamlanınca İsmet Paşa noktayı koyacaktı: “Bu ülkede sadece Türk ulusu etnik ve ırksal haklar talep etme hakkına sahiptir. Başka hiç kimsenin böyle bir hakkı yoktur” (Milliyet, 31 Ağustos 1930) Ödemiş'te bir konuşma yapan Adalet Bakanı Mahmut Esat (Bozkurt) ise daha açık konuşacaktı: “Biz Türkiye denen dünyanın en hür ülkesinde yaşıyoruz. Mebusunuz inançlarından samimiyetle bahsetmek için buradan daha müsait bir ortam bulamazdı. Onun için hislerimi saklamayacağım. Türk bu ülkenin yegâne efendisi, yegâne sahibidir. Saf Türk soyundan olmayanların bu memlekette tek hakları vardır; hizmetçi olma hakkı, köle olma hakkı. Dost ve düşman, hatta dağlar bu hakikati böyle bilsinler!” (Milliyet, 19 Eylül 1930)
Hoybun ve kolları, Türkiye’deki Kürtlerin davasını dünya kamuoyu önünde çok etkili bir biçimde savunuyordu. Milletler Cemiyeti’ni Kürtlerin içinde bulundukları kötü durumdan haberdar etmek amacıyla Cenevre’ye bir temsilci heyeti gönderdi. O sırada İsviçre’nin Zürih kentinde toplanmış olan II. Enternasyonal, Türkiye’deki Kürtlerin merhametsiz bir baskı altında tutulmasını ve Lozan Antlaşması’nı ihlal edilmesini protesto eden bir bildiriyi kabul etti. Bu önergenin çevrilmiş hali şöyledir:

Logged
SHOReSHGeR
Newbie
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 76
688.00 credits

View Inventory
Send Money to SHOReSHGeR

Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #6 : 09 Eylül 2008, 01:38:03 »

S.E (Sosyalist Enternasyonal) Yürütme Kurulu olarak dünyanın dikkatini Türk Hükümeti’nin sadece özgürlükleri için savaşan Kürtleri sindirmek amacıyla değil aynı zamanda isyana katılmamış barışçı Kürt toplumunu da yok etmek ve ,kapitalist ülke kamuoylarının bu kanlı barbarlık karşısında sessiz kalmasından da faydalanarak, Ermenilere reva gördükleri kadere Kürt halkını da ortak etmek amacıyla giriştikleri katliamlara dikkat çekmeyi bir görev biliriz.

Yürütme Kurulu olarak ayrıca, İran topraklarının Türk birlikleri tarafından ihlal edilmesini barış için yaratacağı ciddi tehlikelere de dikkat çekmek istemekteyiz. Bu ihlal uluslar arası örgütün, silahlı güçlerin zayıf bir komşu ülkenin topraklarına girmesi karşısında aciz düştüğünün ve yetersiz kaldığının; bu silahlı kuvvete karşı insanlığın örgütlenemediğinin ve bu zayıf ülkeyi gereken şekilde koruyamadığının bir kanıtıdır.

*********’da meydana gelen olaylardan doğabilecek tehlikelere dikkat çeken Yürütme (Kurulumuz), dünya kamuoyunu Türk oligarşisinin bu ihlalini ve kapitalist hükümetlerin Kürt halkının kurban edildiği kanlı suçlara kayıtsız kalmasını protesto etmeye davet etmektedir(72).


Bildirinin devamında, Türkiye’nin azınlıklarını korumakla yükümlü olduğunu hükme bağlayan Lozan Antlaşması’nın 37,38,39,40 ve 44. maddelerinden alıntılar yapılmaktadır(73).


İsyandan Sonra Türkiye’deki Kürtlerin Durumu
Türkiye’deki Kürtler açısından Ağrı Dağı isyanının muh*****en en olumsuz sonucu, Türk Hükümet’i tarafından doğu illerini ve bu illerde yaşayan Kürtleri ağır bir yoksunluğa ve yoksulluğa mahkum eden bir yasa çıkarmasıydı. 5 Mayıs 1932’de çıkartılan bir yasayla Türkiye’de, üçü Kürt Coğrafyası’nda olmak üzere dört bölge yaratıldı. Bu bölgelerden biri, “sıhhi, maddi, kültürel, siyasi, stratejik nedenlerden dolayı ve kamu yararına olduğu gerekçesiyle” tamamen boşaltıldı ve bölgeye giriş yasaklandı(74). Aşiretler hukuki kişiliklerinden mahrum edildi. Bu mahrumiyetin sonucunda, aşiretlerin daha önce kullandıkları tüm haklar –çeşitli kararlar, irade ve diğer hukuki belgelerle desteklenmiş olanlar bile- ellerinden alındı. Benzer bir şekilde aşiret reislerinin, dini liderlerin ve bu kişilere bağlı çeşitli örgüt ve kurumların sahip olduğu yetkiler, bu yetkiler hangi belge, adet veya geleneğe dayanıyor olursa olsun, geçersiz ilan edildi. Yukarda bahsedilen örgüt veya kurumlara ait kabul edilen tüm mallar devlete devredilecekti, bu malların bölgeye yeni yerleşeceklere dağıtımı hükümetin karar ve iradesine tabi olacaktı. Bu yasa ayrıca doğu illerindeki aşiret reislerinin, şeyhlerin ve diğer önde gelen kişilerin (önceden) belirlenen bölgelere göç ettirilmesine de olanak tanımaktaydı. Ana dili Türkçe olmayan herkes ciddi zorluklarla karşı karşıya gelmişti(75). 1930 Ağrı Dağı İsyanı’nın yasal akıbeti işte böyleydi. Çok geçmeden bu önlemlerin akıllıca olup olmadığı ağır bir şekilde sınanacaktı.
1937 Dersim İsyanı
Ocak 1937’de Dersim’de büyük bir isyan patlak verdi. Kürtçe’nin Zaza lehçesini kullanan ve şia öğretisine öğretisine sıkı sıkıya bağlı olan bu tecrit edilmiş ve ulaşılmaz bölge sakinleri daha önceki Kürt isyanlarının hiç birine katılmamışlardı. Şia olmaları sebebiyle halifeliğin kaldırılması onlar için hiçbir anlam ifade etmiyor ve Sünni Kürt şeylerinin yaymaya çalıştığı dini doktrinlere kesinlikle sıcak bakmıyorlardı. O ana kadar Kürt milliyetçiliğinin Dersim Kürtleri arasında yayılmasını engelleyen dini, coğrafi ve dile ait tecrit unsurları Türkler tarafından çıkartılan seküler yasaların ve Türk silahlarının bölgeye girmesiyle(*****inde n) sarsıldı(76).
İsyanın Sebepleri
Türk Hükümeti tarafından Ocak 1937’de, Kürtleri Türk halkı içinde eritmeyi amaçlayan bir yasanın çıkartılması Dersim Kürtlerini fazlasıyla öfkelendirmişe benzemektedir. Dersim halkı heyecan içersindeydi ve yeni yasayı tartışmak üzere kalabalık toplantılar düzenledi. Bu toplantılar sonucunda Türk askeri valisine, halkın yasaya karşı olduğunu belirten bir protesto mektubunu iletecek bir temsilci heyeti gönderilmesi kararlaştırıldı. Kürt kaynaklarına göre protesto mektubunu taşıyan elçiler askeri vali tarafından tutuklandı ve birkaç gün sonra Elazığ’da idam edildiler. Kürtler ise misilleme olarak bir polis konvoyuna saldırıp polisleri kaçırdı. Kürtlerin bu hareketi isyanın başladığını göstermekteydi(77).
Aşiretinin dini reisi olan 82 yaşındaki Dersimli seyit Rıza’nın başını çektiği isyan hem hükümetin hem de isyancıların ağır kayıplar vermesine yol açtı ve bölgeyi iki yıl boyunca cehenneme çevirdi(78). İsyanın sebeplerini tartışan Elphiston, şu sözleri sarf etmiştir:
Elimizdeki kanıtlardan anlaşılan Türk Hükümet politikasının, öncelikle, ataerki feodal Kürt liderlerini (Hükümet’e) düşman ettiği; ikinci olarak dini liderlerin muhalefetine yol açtığı ve , son olarak, Kürt halkının içine kendi özerk ırksal kimliklerini kaybedebilecekleri korkusunu düşürdüğüydü(79).

Ancak Elphinston, bu üçü en belirgin ve en elle tutulur sebepler olarak görünse de, isyanı tamamen bu üç sebebe bağlamanın hata olacağını da eklemektedir. Ona göre, bütün bu isyanların altında yatan milliyetçilik ruhuydu(80).


İsyanın Bastırılması ve Akabindeki Gelişmeler
Dersim Kürtlerine karşı düzenlenen askeri harekatlar hakkında çok az şey bilinmektedir. İsyanın çıktığı zamanda askeri sansür mekanizması çok sıkıydı ve isyandan üzerinden uzun yıllar geçtikten sonra bile, Dersim’in (Tunceli) tamamı seyahate kapalıydı ve bölgeye haber giriş çıkışı sıkı bir denetim altındaydı. Elde edebildiğimiz bilgilere göre 1937 yılı Mayıs ayında Dersim yakınlarından, askeri harekat başlatılmadan hemen önce, Türkler heybetli bir askeri yığınak yaptılar(81 ). Stratejik önem taşıyan mevkiler ele geçirildi ve Türkler, uçaklar da dahil olmak üzere, sahip oldukları modern silahların (ezici) ağırlığıyla, savaşa hazırlanan Kürtleri etkilemeye çalıştılar. Kürtler umutsuzca savaştı, ancak köylerinin yerle bir edilmesiyle aileleri ve sürüleriyle dağlara kaçmak zorunda kaldılar(82). Türk Hükümeti, ordunun durumu kontrol altında tuttuğunu iddia etse de(83), Elphinston, Kürtlerin ******* savaşına yöneldiğini ve orduya meydan okumaya aylarca devam ettiğini düşünüyordu. Ona göre, askeri harekat “1938’e kadar devam etti.”(84)
Yaklaşık iki yıldır dur durak bilmeden devam eden savaşa daha fazla dayanacak gücü kalmayan isyancılar, silahlarını bırakmaya karar verdiler. Seyit Rıza ile diğer bazı isyancı liderler ve aileleri, Türk ordusuna teslim oldular. Bu liderler yargılanıp idam edildi ve büyük ölçekli kitlesel göçler başlatıldı(85).
Kürtler hem isyan sırasında hem de isyandan sonra isyancıları cezalandırmak için en acımasız yöntemlere başvurdukları gerekçesiyle Türkleri suçladı(86). İsyan sırasında kaç kişinin öldürüldüğünü veya isyandan sonra kaç kişinin göçe zorlandığını gösterecek resmi bir sayı yoktur. Bir kaynağa göre, hayatlarını kaybedenlerin sayısı 40.000’dir(87) bir başka kaynağa göre ise göçe zorlanan aile sayısını 3000 olarak vermektedir(88). Türkler, isyanın sorumlularının , tıpkı Şeyh Sait isyanında olduğu gibi, dini ve gerici unsurlar olduğunu iddia etmişlerdir.
Dersim İsyanı’nın bastırılmasından sonra zamanın İçişleri Bakanı Celal Bayar’ın Millet Meclisindeki artık Kürt sorunu diye bir sorun kalmadığını beyan etmektedir ancak sonraki yıllar onun yanıldığını gösterecektir. Dersim ya da resmi adıyla Tunceli, yasak bölge ilan edildi ve sıkı askeri denetim altında tutuldu. 1945 kışında Tunceli Vilayeti’nde yürürlükte olan “özel” idare tarzı Millet Meclisi’nde görüşüldü ve konuyla ilgili bir oylama yapıldı. Oylama sonucunda, Tunceli’de yürürlükte olan idare tarzının uzatılmasına karar verildi(89)
Logged
SHOReSHGeR
Newbie
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 76
688.00 credits

View Inventory
Send Money to SHOReSHGeR

Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #7 : 09 Eylül 2008, 01:38:25 »

DİPNOT ve KAYNAKLAR:


1.‘*********’, Kürtçe konuşan insanların yaşadıkları yerleri betimlemek için kullanılan görece modern bir terimdir. Bu terimi ilk olarak Selçuklular, bugünkü *********’ın küçük bir bölümünü oluşturan bir eyaletleri için kullanmışlardır. Minorsky, “*********”, İslam Ansiklopedisi (İngilizce baskı)
2.*********’ın sınırlarına ilişkin bu tanım aşağıdaki çalışmalara dayanmaktadır: Saone, “Limits of *********”, Report on the Sulaimania District of *********, sayfa 1-3; Rambout, Les Kurdes, sayfa 1-2.
3.Fisher, The Middle East, sayfa 303.
4.Molyneux-Seel, “A Journey in Dersim”, GJ, XLIV, no. 1 (Temmuz, 1914), sayfa 468.
5.Oswald, Ermenistan’ın, karacadağ’dan başlayan, Nemrut, Süphan, Tendürek ve Ağrı dağlarını izleyerek Kafkaslardaki Şemeka’ya uzanan bir fay hattıyla bölündüğünü belirtmiştir. Oswald, Armenia sayfa 10.
6.Frodin, “La Morphologie de La Turquie Sud-Est”, Geografiska Annaler (Stockholm), XIX(1937), sayfa 1-28.
7.Wigram, “The Cradle of Mankind”, sayfa 262-310, Nikitin, “Les Kurdes, sayfa 30”
8.Cuinet, “La Turqie d’Asie”, sayfa 427-429; “Handbook of Mesopotamia 1” sayfa 22; Hartmann,“Dicle”; Fisher, “The Middle East” sayfa 340
9.Bouxton, “Euphrates”, Encyclopedia Britannica; Hartman, “Fırat”, İslam Ansiklopedisi, (IV. Cilt, sayfa 622-626); Fisher, The Middle East, sayfa 340.
10.Fransız Hükümeti’nce 1892’de yayımlanan Livre Jaune’de, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Kürtlerin sayısı 3.012.879 olarak tahmin edilmiştir. İngilizlerin resmi yayını Armenia and *********’da Birinci Dünya Savaşı öncesi Osmanlı imparatorluğu’ndaki Kürtlerin sayısı yaklaşık 1.500.000 olarak kaydedilmiştir. Wilson ve Rawlinson, “*********”, Encyclopedia Britannica, 11. Baskı, sayfa 949’da bu sayı 1.650.000 olarak verilmiştir.
11.Rambout, “Les Kurdes” sayfa 19.
12.Milliyet Gazetesi, 22 Mart 2007 tarihinde ‘Konda Araştırma Şirketi’ne yaptırdığı anket sonucu.
13.Minorsky “kürtler”, islam ansiklopedisi, VI. Cilt, sayfa 1089-1114. ayrıca minorsky, “Les Origines”; Actes Du XX. Congres International des Orientalites 5-10 Semtember 1932, sayfa 152.
14.Speiser, “Mesopotamian Origins” (değişik bölümlerde)
15.Driver, “The Name Kurd and Its Philological Connexions” JRAS, X (1923) sayfa 393-403
16.Minorsky, “Kürtler” İslam Ansiklopedisi, VI. Cilt sayfa 1089-1114.
17.“Kurti” sözcüğü modern gürcüce de dahi “Kürt” anlamına gelmektedir, “Orhan Memiş; Türkçe- Gürcüce, Gürcüce-Türkçe Sözlük.”
18.Minorsky, “Kürtler” İslam Ansiklopedisi, VI. Cilt sayfa 1089-1114 ve Safrastian, “Kurds and *********” sayfa 16.
19.Minorsky, “Kürtler” İslam Ansiklopedisi, VI. Cilt sayfa 1089-1114. Karşılaştırma için : Harmatta, “Studies in the Language of The Iranian Tribes in South Russia”, Acta Orientalia 1(Budapeşte) (1951) sayfa 261-314.
20.Minorsky, “Kürtler” İslam Ansiklopedisi
21.Minorsky.”Studies in Caucasian History” sayfa 109 vd.
22.Ross, “şeddat”; ” İslam Ansiklopedisi XI. Cilt” sayfa 381-382
23.Amedroz, “The Marwanid Dynasty at Mayyafariqin” JRAS, (Ocak 1903), sayfa 123-154; Zettersteen, “Mervaniler” İslam Ansiklopedisi, VII. Cilt sayfa 780-781.
24.Minorsky, “Kürtler” İslam Ansiklopedisi VI.Cilt, sayfa 1089-1114.
25.Minorsky, “Annaziler” İslam Ansiklopedisi (İngilizce yeni baskı)
26.Selahaddin’in ilk zamanları için: Minorsky, Studies in Caucaasian History, sayfa 107-157.
27.Selahaddin’in ordusunun örgütlenmesi üzerine bir değerlendirme için bkz. Gibb, “The Armies of Saladin”, Cahiers d’Historie Egyptinne, III (mayıs 1951) sayfa 304-320.
28.Eyyubi Hanedanlığı’nın detaylı tartışıldığı bir kaynak için bkz. Cahen , “Eyyubiler”, İslam Ansiklopedisi, IV. Cilt, Sayfa 424-429.
29.Minorsky, “Kürtler” İslam Ansiklopedisi VI.Cilt, sayfa 1089-1114.Sir Mark Skyes, karşılaştığı bir çok Kürd’ün kendisine İslamiyet öncesi atalarının Zerdüşt olduğunu söylediğini belirtir. Skyes, The Calipsh’s Last Heritage (Londra, 1915), sayfa 425. İsmaili ve Karına mezheplerinin İslam dünyasında yaygınlaşmasını değerlendiren ünlü bir İslam alimi, bu yeni fikirlerin “Kürtlerin ve Zerdüştilerin oğullarının” arasında hızlı bir şekilde kabul gördüğüne işaret etmiştir. Al-Baghdadi, Al-Farq Bayn al-Fıraq, A.S Haklin, sayfa 141
30.Hoffman, Auszüge, sayfa 270.
31.Hoffman, Auszüge, sayfa 270.
32.Al-Masudi, Muruj adh-Dhahab, III, sayfa 254. Alıntılayan Minorsky, “Kürtler”, İslam Ansiklopedisi, VI. Cilt, sayfa 1110.
33.Menzel, “Yezidiler”, İslam Ansiklopedisi, XIII. Cilt, sayfa 413-423 ve buradaki diğer kaynakçalar; Damaluji, al-Yazidiyyah; Meier, “Der Name Der Yazidis”, Westöstliche Abhandlungan Rudolf Tschudi, Derleyen: Meier, sayfa 244-257.
34.Alevilerin inanç ve ibadetlerine dair bir tartışma için bkz. Molyneux-Seel, “A Journey in Dersimé GJ, XLIV, No.1(temmuz 1914) safyfa 49-68
35.Chirguh, La Question Kurde, sayfa 31; Rambout, Les Kurdes sayfa 26; Bedirhan, The Case of ********* sayfa 46
36.Toynbee, Survey, sayfa 507
37.Toynbee, Survey, sayfa 507-508. Şeyh Sait’in ailesinin tarihi için bkz. Rondot, “Les Tribus Montaignardes”
38.Bedirhan, The Case of ********* sayfa 46; Chirguh, La Question Kurde, sayfa 32; Rambout, LesKurdes sayfa 26; Memorandum on the Situation of Kurds, sayfa 11.
39.Türk askerlerinden oluşan bir müfrezeyle Şeyh Sait taraftarlarından bir kaçının münakaşa etmesi yüzünden isyanın zamansız patlak verdiği söylenmektedir. ; Bedirhan, The Case of ********* sayfa 46; Chirguh, La Question Kurde, sayfa 32; Rambout, LesKurdes sayfa 26. Safrastian, bu vakitsiz patlak veren isyanın Türkler tarafından bilerek kışkırtıldığına iddia etmektedir. Ona göre: “Fakat Türkler, başarılı casusluk faaliyetleri sayesinde bu olayı önlediler. Şeyh Sait Türk karargahına çağrıldı, fakat ihanetten şüphelenince, yalnızca birkaç yüz güçlü adamdan oluşan muhafızlarına, planladığı gibi 21 Mart’ta değil, 7 Mart’ta harekete geçme emri verdi” Safrastian, Kurds and *********, sayfa 82-83.
40.Chirguh, La Question Kurde, sayfa 32; Rambout, LesKurdes sayfa 26; Safrastian, Kurds and *********, sayfa 83.
41.Toynbee, Survey, sayfa 509. Safrastian, asilerin Diyarbakır’ın güney kesimini ele geçirmeyi başardığını öne sürmektedir. Safrastian, Kurds and *********, sayfa 83.
42.Toynbee, Survey, sayfa 509.
43.bu anlaşma ayrıca 1921 Franklin-Boullion Antlaşması olarak da bilinmektedir. Bazı kaynaklar, Bağdat Demiryolu’nun Suriyeden geçen bölümünü kullanmakla, Türklerin isyanın gidişini belirleyecek bir fayda sağladıklarını vurgulamaktadır. Bedirhan, The Case of ********* sayfa 48; Chirguh, La Question Kurde, sayfa 32; Rambout, LesKurdes sayfa 26; Safrastian, Kurds and *********, sayfa 83. Ancak Toynbee, demiryolunu kullanma izni almadan önce de, Türk takviye birliklerinin askeri durumu etkileme şansına sahip olduklarını vurgulamaktadır. Toynbee’ye göre, Şeyh Sait’in Diyarbakır’ı ele geçirmek için harcadığı , ancak sonuçsuz kalan, çaba isyancıları büyük ölçüde zayıflatmıştı; isyancılara büyük kayıplara malolan bu çaba, durumun Türklerin lehine çevrildiğini göstermekteydi.
44.The Times (Londra), Mart 28, 1925; Toynbee, Survey, sayfa 509.
45.Toynbee, Survey, sayfa 510. Toynbee, Oriente Moderno, V, 239-240; The Times (Londra) 13 Nisan 1925; Le Temps (Londra) 13 Nisan 1925.
46.Toynbee, Survey, sayfa 510.
47.Armstrong, Grey Wolf, sayfa 65.
48.Bu rakamların ayrıntılı bir dökümü için Chirguh, La Question Kurde, sayfa 49-52’de verilmiştir.
49.Bedirhan, The Case of ********* sayfa 52-53.
50.Chirguh, La Question Kurde, sayfa 33.
51.Bu konular üzerinde uzun uzun tartışan Toynbee, isyanın gerici ve dini yönlerini vurgulamak için resmi kaynakların büyük çabalar harcadığını belirtmektedir. İsmet Paşa’nın 7 Nisan 1925’te Büyük Millet Meclisi’nde yaptığı bir konuşmayı; Ma’murat El-Aziz (Elazığ) Valisi Hilmi Bey tarafından Tanin Gazetesi için yazılan 11 Nisan 1925 tarihli bir makaleyi ve Şeyh Sait’in yargılanması hakkında resmi raporu vermektedir. Toynbee, Survey, sayfa 508, dipnot 3.
52.Armstrong, Grey Wolf, sayfa 225.
53.Krüger, Kemalist Turkey, sayfa 116, 178-179.
54.1925, 1930 ve 1937 isyanlarını emperyalist entrikanın çekip çevirdiği, bu isyanların Türk ve Sovyet çıkarlarını baltalamayı hedeflediğini yazmaktadır. “Kurdy”, Bolshaia Sovetskala Entsiklopediia (I. Baskı, 1937). Ancak bu suçlamalar daha sonraki baskılarda tekrarlanmamıştır. Hiç kuşkusuz bu durum Sovyetlerin hem Türk hem de Kürt politikalarının değiştiğini göstermektedir.
55.Momerandum on The Situation of the Kurds, sayfa 19 v.d.; Toynbee ve Kirkwood, ‘Turkey’ sayfa 275-276.
56.Momerandum on The Situation of the Kurds, sayfa 19 v.d.; Toynbee ve Kirkwood, ‘Turkey’ sayfa 275-276.
57.Bedirhan, The Case of ********* sayfa 54; Chirguh, La Question Kurde, sayfa 33; Momerandum on The Situation of the Kurds, sayfa 12.
58.Chirguh, La Question Kurde, sayfa 34-35; Bedirhan, The Case of ********* sayfa 54-55; Momerandum on The Situation of the Kurds, sayfa 12-13; Elphinston, The Kurdish Question İnternational Affairs, XXII (Ocak, 1946) sayfa 96.
59.Elphinston, The Kurdish Question İnternational Affairs, XXII (Ocak, 1946) sayfa 96. Bedirhan, toplantının Kürt Coğrafyası’nın dışında yapıldığını ve Hoybun’un kuruluşunun 28 Ekim 1927’de ilan edildiğini belirtmektedir. ; Bedirhan, The Case of ********* sayfa 54; Rambout, bu tarihi 5 Ekim 1927 olarak vermekte, ancak toplantının nerede yapıldığını belirtmemektedir. Rambout, LesKurdes sayfa 29.
60.Elphinston, The Kurdish Question İnternational Affairs, XXII (Ocak, 1946) sayfa 96. Celadet Bedirhan hakkında bkz. Elphinston, “In Memoriam” JRCAS, XXIX (Ocak, 1952), sayfa 91-94. Chalita ve Malik, Zikra al-Amir Djeladet Bedir Khan ; Rondot, “L’emire Celadet Ali Bedirhan”
61.İlk gruplar şunlardı: ********* Teali Cemiyeti; Kürt Teşkilat-ı İctimaiye Cemiyeti, Kürt Millet Fırkası. Chirguh, La Question Kurde, sayfa 34-35; Rambout, LesKurdes sayfa 29
62.İhsan Nuri Bitlis kökenliydi. Chirguh’a göre, “paşa” ünvanı kendisine Kürtler tarafından yakıştırılmıştır. Chirguh, La Question Kurde, sayfa 35.
63. Chirguh, La Question Kurde, sayfa 29; Momerandum on The Situation of the Kurds, sayfa 13.
64.bu heyet, şu kişilerden oluşmaktaydı: iki milletvekili, Kara Kilise Valisi, 29. Alay *******ı, Diyadin ve Beyazıt kaymakamları, . Chirguh, La Question Kurde, sayfa 36
65.İhsan Nuri Paşa’nın şahsına önerilen faydalar arasında generalliğe yükseltilmek ve istediği bir Avrupa ülkesinin başkentine Askeri Ataşe olarak atanmak vardı. Chirguh, La Question Kurde, sayfa 29.
66.Chirguh, Türk teklifinin reddedilmesi hakkında, İhsan Paşa tarafından Hoybun Merkez Komitesine yazılan mektuptan alıntılar yaparak, ayrıntılı bilgi vermektedir. Chirguh, La Question Kurde, sayfa 36-38.
67.Elphinston, The Kurdish Question İnternational Affairs, XXII (Ocak, 1946) sayfa 96; Chirguh, La Question Kurde, sayfa 30; Momerandum on The Situation of the Kurds, sayfa 13.
68.bu kayıplar arasında 1.700 mahkum, 60 makinalı tüfek, 24 top ele geçirilen çeşitli miktarlardaki savaş malzemeleri düşürülen 12 uçak, 2800 ölü ve 4000’nin üzerinde yaralı olduğu söylenmektedir. Kürt tarafının kaybı ise 900 ölü ve 2400 yaralı olarak verilmektedir. Chirguh, La Question Kurde, sayfa 39. karşılaştırma için bkz. Rambout, “LesKurdes” : İhsan Nuri Paşa komutasındaki Kürtlerin iyi savaştığını söyleyen Elphinston, Türk tarafının 2.000 ölü verdiğini belirtmektedir. Elphinston, The Kurdish Question İnternational Affairs, XXII (Ocak, 1946) sayfa 96;
69.Chirguh, La Question Kurde, sayfa 39; Rambout, “LesKurdes”
70.Momerandum on The Situation of the Kurds, sayfa 13. karşılaştırma için bkz. Elphinston, The Kurdish Question İnternational Affairs, XXII (Ocak, 1946) sayfa 96
71.Türklerin sebeb olduğu vahşetin ayrıntıları hakkında bkz. Chirguh, La Question Kurde, sayfa 39-40. karşılaştırma için ise bkz. Rambout, “Les Kurdes”Türklerin, vahşetten Kürtlerin sorumlu olduğunu iddia ettiklerini belirtmek gerekmektedir.
72.Sosyalist Enternasyonal (S.E.) Yürütme Kurulu’nca Zürih’te kabul edilen 30 Ağustos 1930 tarihli karar (VII, No:40); Chirguh, La Question Kurde, sayfa 40’da alıntılanmıştır. Bu kararın ilk paragrafı Rambout, “Les Kurdes” sayfa 31 ve Momerandum on The Situation of the Kurds, sayfa 13’de verilmektedir.
73.Bu makaleler Chirguh, , La Question Kurde, sayfa 40-42’de verilmektedir.
74.Rambout, “Les Kurdes” sayfa 32; Momerandum on The Situation of the Kurds, sayfa 14.
75.Rambout, “Les Kurdes” sayfa 32-33; Momerandum on The Situation of the Kurds, sayfa 14-15.
76.Elphinston, The Kurdish Question İnternational Affairs, XXII (Ocak, 1946) sayfa 44
77.Elphinston, The Kurdish Question İnternational Affairs, XXII (Ocak, 1946) sayfa 96-97.
78.Dersimi, ********* Tarihinde Dersim sayfa 173-188.
79.Elphinston, “Kurds and The Kurdish Question”, JRCAS , XXXV, Bölüm I., Ocak 1948 sayfa 44.
80.Elphinston, “Kurds and The Kurdish Question”, JRCAS , XXXV, Bölüm I., Ocak 1948 sayfa 44.
81.O dönemde, bunun 25.000 kişilik bir kuvvet olduğu tahmin edilmekteydi. Le Temps, 18 Ağustos 1937. karşılaştırma için bkz. Romanette , Le *********, sayfa 18 ve Rambout , “Les Kurdes” sayfa 37. Sonraki kaynakta, Le Temps’daki makale alıntılanmıştır.
82.Le Temps, 18 Ağustos 1937.
83.Le Temps, 18 Ağustos 1937
84.Elphinston, “The Kurdish Question” International Affairs, XXII (Ocak, 1946, sayfa 97).
85.Safrastian, Kurds and *********, sayfa 86.
86.Dersimi, ********* Tarihinde Dersim sayfa 190-203. karşılaştırma için bkz. Le Temps, 18 Ağustos 1937; Rambout, “Les Kurdes” sayfa 35-37 ve 39.
87.Rambout, “Les Kurdes” sayfa 39.
88.The Times (Londra) 31 Aralık 1946.
89.Le Monde, 28 Aralık 1945.
*Hoybun (Xoybun) Kürtçe’de bağımsızlık anlamına gelmekte








hazırlanmasın emeği geçen arkadaşımız komaramede tşkler....

Logged
aynalıkemer
Ziyaretçi
« Yanıtla #8 : 16 Kasım 2008, 16:53:06 »

 Sırıtan
Logged
Ceger.net Paylaşım Platformunuz - Sizin Siteniz...
   

 Logged
Sayfa: [1]
  Yazdır  

 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi kürtçe toplist
kürtçe siteler
Powered by SMF 1.1.4 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks
XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!